Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu

Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu

Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu, şirket varlıklarından tahsil edilemeyen kamu alacakları bağlamında ortakların hukuki durumunu belirleyen kritik bir konudur. Genel kural olarak sınırlı sorumlu olan ortaklar, belirli yasal koşullar altında şirket vergi borçlarından kişisel mal varlıklarıyla sorumlu tutulabilmektedir.

Ticaret hayatında sıklıkla karşılaşılan bu durum, ortakların ve kanuni temsilcilerin haklarını, borcun doğuş anını ve tahsilat aşamalarını yakından incelemeyi gerektirir. Bu kapsamlı rehberde, vergi borçlarının limited şirket ortaklarına yansıma mekanizmalarını, yasal dayanakları, başvuru yollarını ve dikkat edilmesi gereken stratejik hususları tüm detaylarıyla öğreneceksiniz.

Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu ve yasal dayanağı

Türk ticaret ve vergi hukukunda şirket yapıları incelenirken, ortakların sorumluluk sınırları temel bir ayrım noktası oluşturur. Limited şirketler, borçlarından dolayı yalnızca mal varlıklarıyla sorumlu olan sermaye şirketleri kategorisinde yer alır. Dolayısıyla, normal şartlar altında ortaklar taahhüt ettikleri sermaye payları ile sınırlı bir sorumluluğa sahiptir. Ancak vergi alacakları gibi kamu alacaklarının korunması amacıyla amme alacaklarının tahsili mevzuatında özel hükümler düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, şirketten tahsil imkânı kalmayan vergi borçları için ortakların mal varlığına başvurulabilmesi belirli şartlara bağlanmıştır.

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, şirket tüzel kişiliğinden tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanuni temsilcilerden ve doğrudan ortaklardan mal varlıkları oranında istenebilir. Burada karşımıza çıkan en önemli ayrım, ortağın aynı zamanda müdür (kanuni temsilci) olup olmadığıdır. Eğer ortak şirketi yöneten müdür sıfatını taşımıyorsa, vergi borcundan sorumluluğu yalnızca koyduğu sermaye payı oranındadır. Şirket sermayesini tamamen ödemiş bir ortak, kural olarak şirketin vergi borçlarından dolayı kişisel varlıklarıyla takip edilemez; istisnai haller bunun dışındadır.

Hukuki literatürde sıkça tartışılan bu konu, ortakların hak arama hürriyetini ve vergi dairesinin yetki sınırlarını dengeler. Vergi idaresi, öncelikle şirket tüzel kişiliğine başvurmak, haciz aşamalarını tüketmek ve borcun şirketten tahsil edilemeyeceğini hukuken tespit etmek zorundadır. Bu aşama tamamlanmadan doğrudan ortakların kapısının çalınması hukuka aykırılık teşkil eder. Dolayısıyla Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu analizi yapılırken şirketin mal varlığı durumu ve icra takiplerinin sonucu titizlikle incelenmelidir.

Mevzuatın öngördüğü bu sorumluluk rejiminde, ortakların borç dönemi ile ortaklık dönemi uyumu da büyük önem taşır. Borcun doğduğu dönem ile ortağın şirkette pay sahibi olduğu dönemin örtüşmesi aranır. Şirkete sonradan ortak olan bir kişinin, geçmiş döneme ait vergi borçlarından sorumlu tutulup tutulamayacağı yargı kararlarında sıklıkla ele alınmaktadır. Kanun koyucu, kamu alacaklarının tahsilini güvence altına alırken mülkiyet haklarının ihlal edilmemesini sağlamak için katı usul kuralları getirmiştir. Bu kuralların eksiksiz uygulanması, idarenin işlemlerine karşı açılacak davaların temel dayanağını oluşturur.

Şartlar, Kanuni Temsilci Statüsü ve Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu

Şirket ortaklarının vergi borçlarıyla yüzleşmesinde en kritik ayrım, kişilerin sadece ortak sıfatı mı yoksa yönetim yetkisine sahip kanuni temsilci sıfatı mı taşıdığıdır. Türk Ticaret Kanunu ve vergi mevzuatı, şirketi temsil ve ilzama yetkili olan müdürlerin sorumluluğunu ortaklardan farklı konumlandırır. Müdürler, vergi ödevlerini zamanında yerine getirmemekten ve vergilerin şirketin mal varlığından ödenmesini sağlamamaktan kusurlu oldukları ölçüde sorumludur. Buna karşın, yönetim yetkisi bulunmayan salt ortakların sorumluluğu daha dar bir çerçevede ve sermaye payları oranında ele alınır.

Vergi dairesi tarafından gönderilen ödeme emirlerinin hukuki geçerliliği, bu statü farkının doğru tespit edilmesine bağlıdır. Şirkette hiçbir zaman yönetim yetkisi almamış, sadece kar payı ve sermaye yatırımı ile ilgilenmiş bir ortağa şirketin tüm vergi borcunun yıkılması kanuna açıkça aykırıdır. Ancak uygulamada bazen bu ayrımların birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Ortakların sermaye taahhütlerini yerine getirip getirmediği de bu aşamada inceleme konusu yapılır. Eğer ortak taahhüt ettiği sermayeyi şirkete ödememişse, ödemediği bu tutar kadar şirketin borçlarından sorumlu tutulması mümkündür.

Bu noktada Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu sınırlarını çizen unsurlardan biri de borcun doğduğu tarihtir. Borcun ait olduğu vergilendirme döneminde şirkette ortak veya yetkili olmayan kişilerin o borçtan sorumlu tutulması hukuken mümkün değildir. İdarenin bu tür hatalı takiplerine karşı yasal süresi içinde vergi mahkemelerinde dava açılması hayati önem taşır. Sorumluluk türleri incelenirken müteselsil sorumluluk kavramı da karşımıza çıkar; ancak bu sorumluluk her durumda ortaklar arasında eşit veya sınırsız dağılmaz.

Ortakların sorumluluğunu etkileyen bir diğer unsur ise şirketin tasfiye sürecidir. Tasfiye halindeki limited şirketlerde tasfiye memurlarının sorumluluğu devreye girer ve ortakların durumu tasfiye sonucuna göre şekillenir. Şirketin mal varlığının tasfiye sürecinde hukuka aykırı olarak dağıtılması veya ortaklara aktarılması durumunda, bu varlıklar üzerinden vergi alacağı takip edilir. Dolayısıyla, şirket faaliyetlerinin sona ermesi veya devredilmesi süreçlerinde vergi borçlarının tasfiye edilmesi ve kayıtların şeffaf tutulması ileride doğabilecek hukuki riskleri engeller.

Adım Adım Vergi Tahsilat Süreci ve İtiraz Yolları

Vergi idaresinin şirket borçlarını ortaklardan tahsil etmek amacıyla başlattığı süreç belirli aşamalardan oluşan yasal bir prosedürü takip eder. Bu sürecin her adımı kanunla sıkı bir şekilde düzenlenmiş olup, hak kayıplarının önlenmesi için adımların bilinmesi şarttır. Aşağıdaki listede, idarenin tahsilat aşamaları ve bu aşamalarda atılması gereken adımlar sıralanmıştır:

  1. Öncelikle vergi dairesi tarafından şirket tüzel kişiliğine ait vergi borçları için usulüne uygun tarhiyat ve tahakkuk işlemleri yapılır.
  2. Şirket adına çıkarılan ödeme emirleri tebliğ edilir ve yasal süre içinde ödeme yapılmaması durumunda mal varlığı araştırmasına geçilir.
  3. Şirket adına kayıtlı menkul, gayrimenkul, banka hesapları ve alacaklar üzerinde haciz tatbik edilerek tahsilat yapılmaya çalışılır.
  4. Şirket mal varlığının borcu karşılamaya yetmediği veya yapılan araştırmalar sonucunda haczedilecek mal bulunamadığı resmi olarak tespit edilir.
  5. Borcun şirketten tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması üzerine, kanuni temsilcilere ve şartları taşıyan ortaklara ödeme emri gönderilir.
  6. Ortaklara tebliğ edilen ödeme emrine karşı, yasal süresi içinde vergi mahkemesinde borçlu olunmadığı iddiasıyla iptal davası açılır.
  7. Dava süresince icra takiplerinin durdurulması için mahkemeden yürütmenin durdurulması kararı talep edilir ve hukuki süreç takip edilir.

Bu süreç işletilirken idarenin usul kurallarına uyup uymadığı titizlikle incelenmelidir. Örneğin, şirketteki mal varlığı araştırması eksik yapılmışsa veya borç henüz şirket aşamasındayken doğrudan ortaklara gidilmişse bu durum işlemin iptali için güçlü bir gerekçe oluşturur. Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu sürecinde yapılan bu tür usulsüzlükler, hukuki yardımla lehe çevrilebilir.

Sürecin her aşamasında tebligat tarihleri büyük bir hassasiyet gerektirir. Tebligatların elden veya posta yoluyla usulüne uygun yapılması, dava açma sürelerinin başlangıcını belirler. Sürelerin kaçırılması durumunda haklı olsanız bile hukuki yollardan yararlanma imkânınız ortadan kalkabilir. Bu nedenle ödeme emri elinize ulaştığı anda vakit kaybetmeden uzman bir değerlendirme yapmak en güvenli yaklaşımdır.

Gerekli Belgeler, Dilekçeler ve İdari Başvuru Süreçleri

Vergi dairesinin işlemlerine karşı yürütülecek savunma ve başvurularda belirli bilgi ve belgelerin eksiksiz sunulması gerekir. İdari makamlarla yapılan yazışmalarda kullanılan dilekçelerin hukuki terminolojiye uygun ve dayanaklı olması başarı şansını artırır. Bu süreçte ihtiyaç duyulan temel unsurlar ve evraklar şu başlıklar altında toplanabilir:

  • Şirketin vergi borç dökümünü ve borç dönemlerini gösteren resmi ekstrikeler.
  • Ortaklık payını ve ortaklık sürelerini kanıtlayan ticaret sicil gazetesi örnekleri.
  • Şirket müdürler kurulu kararları, imza sirküleri ve yetki dağılımını gösteren belgeler.
  • Vergi dairesi tarafından tebliğ edilen ödeme emri ve ekindeki tebligat mazbataları.
  • Şirketin aktif mal varlığını ve haciz durumunu gösteren icra ve tapu kayıt belgeleri.
  • Varsa sermayenin tamamen ödendiğini kabul eden banka dekontları ve muhasebe kayıtları.
  • Vergi mahkemesinde açılacak iptal davası için hazırlanan ayrıntılı dava dilekçesi.

Toplanan bu belgelerle birlikte vergi dairesine yapılacak başvurularda veya mahkemeye sunulacak dosyalarda çelişki bulunmamalıdır. Özellikle şirketin yönetiminde yer almadığınızı veya borç döneminde ortak olmadığınızı ispatlayan ticaret sicil kayıtları davanın seyrini doğrudan etkiler. Belgelerin resmi kurum onaylı olması ve zamanında dosyaya sunulması usul hukuku açısından zorunludur.

Gaziantep gibi ticari hareketliliğin yoğun olduğu şehirlerde, şirket ortaklık yapıları zaman içinde karmaşık devirlerle değişebilmektedir. Hisselerin noter devri ve ticaret sicilinde tescil edilme tarihleri ile verginin doğduğu dönemin karşılaştırılması bu aşamada kritik bir evrak incelemesi gerektirir. Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu ihtilaflarında doğru evrak sunumu, idari işlemin hukuka uygunluk denetimini kolaylaştırır.

Süreler, Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler

Vergi hukukunda süreler, hakların kullanılabilmesi ve borçların ortadan kalkması bakımından kesin sınırlara bağlanmıştır. Vergi borçlarının takip edilmesinde ve ortaklara yansıtılmasında uygulanan zamanaşımı süreleri, hukuki güvenliğin sağlanması adına hayati önem taşır. Vergi Usul Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre vergi alacaklarında tarh ve tahsil zamanaşımı süreleri öngörülmüştür. Bu sürelerin dolması halinde idare artık alacağı tahsil edemez ve ortaklar açısından da sorumluluk ortadan kalkar.

Ödeme emrinin tebliğ edilmesinden sonra dava açmak için öngörülen süre çok kısadır ve bu sürenin geçirilmesi hak düşürücü niteliktedir. Ödeme emrinin tebliğini izleyen günden itibaren yasal süresi içinde yetkili vergi mahkemesinde iptal davası açılması gerekmektedir. Bu süre idari yargılama usulü kanununda belirlenmiş olup, mücbir sebepler dışında uzatılması mümkün değildir. Süre hesaplanırken tebligatın yapıldığı gün hesaba katılmaz ve son gün mesai saati bitimine kadar işlemlerin tamamlanması icap eder.

Ayrıca zamanaşımını kesen veya durdıran haller de vergi takiplerinde sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Ödeme emri tebliği, haciz uygulanması veya mal bildiriminde bulunulması gibi işlemler zamanaşımını keserek süreyi yeniden başlatabilir. Ortakların bu süreleri ve kesilme nedenlerini doğru analiz etmesi, borcun zamanaşımına uğrayıp uğramadığını tespit etmek için gereklidir. Aşağıdaki tabloda, vergi takiplerine ilişkin temel süreçlerin genel yapısı özetlenmiştir:

İşlem Türü İlgili Kanun / Dayanak Süre ve Özelliği
Ödeme Emrine İtiraz Davası İdari Yargılama Usulü Kanunu Tebliğden itibaren yasal süre içinde açılmalıdır.
Tahsil Zamanaşımı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Kanunu Vadesini takip eden yılın başından itibaren hesaplanır.
Sermaye Payı Sorumluluğu Türk Ticaret Kanunu Taahhüt edilen ödenmemiş sermaye miktarı ile sınırlıdır.
Yürütmenin Durdurulması Talebi İdari Yargılama Usulü Kanunu Dava dilekçesi ile birlikte veya ayrı olarak talep edilir.

Sürelerin takibinde yapılan en ufak bir ihmal, borcun kesinleşmesine ve mal varlığına haciz konulmasına yol açabilir. Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu bağlamında açılacak davalarda süre aşımı iddiaları mahkemeler tarafından öncelikle incelenir. Bu nedenle, tebligat elinize geçer geçmez takvimi dikkatle incelemek ve hukuki adımları hızla atmak esastır.

Görevli ve Yetkili Kurumlar ile Yargı Yolları

Vergi borçlarının ortaklara yansıtılması işlemlerine karşı başvurulacak merciler idari yargı düzeninde yer alır. Adli yargı mahkemeleri veya icra daireleri bu tür vergi uyuşmazlıklarında görevli değildir; uyuşmazlığın çözüm yeri vergi mahkemeleridir. Ödeme emrini düzenleyen vergi dairesinin bulunduğu yerdeki vergi mahkemesi, dava açmaya yetkili ve görevli mahkemedir. Yetki kurallarına uyulmaması durumunda mahkeme yetkisizlik kararı vererek dosyanın ilgili yere gönderilmesine karar verebilir.

Vergi mahkemelerinde açılan iptal davalarında zorunlu arabuluculuk müessesesi bulunmamaktadır. İş hukuku veya ticari uyuşmazlıkların aksine, vergi uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabulucuya gitme zorunluluğu yoktur; doğrudan vergi mahkemesine başvurulabilir. Ancak dava açılmadan önce vergi dairesine uzlaşma, hata düzeltme veya pişmanlık gibi idari başvuru yolları denenebilir. Bu idari yolların sürelere etkisi ve dava açma hakkını durdurup durdurmadığı profesyonel bir değerlendirme gerektirir.

Dava açıldığında, vergi tahsilatı kendiliğinden durmaz; icra işlemlerinin devam etmesini engellemek için mahkemeden ayrıca yürütmenin durdurulması istenmelidir. Yürütmenin durdurulması kararı alınabilmesi için işlemin açıkça hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğuracak olması şartları aranır. Mahkeme bu şartların varlığını değerlendirerek teminat karşılığında veya teminatsız olarak yürütmenin durdurulmasına karar verebilir. Gaziantep gibi büyükşehirlerdeki vergi mahkemelerinde dava yoğunlukları göz önüne alınarak dilekçelerin hukuki gerekçelerle eksiksiz hazırlanması önem arz eder.

Yargı yolları sadece ilk derece mahkemesiyle sınırlı olmayıp, istinaf ve temyiz aşamalarını da kapsayabilir. Vergi mahkemesi kararlarına karşı bölge idare mahkemelerinde istinaf kanun yoluna başvurulabilir. Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu uyuşmazlıklarında üst mahkeme içtihatları da davanın sonucunu belirleyen önemli unsurlar arasındadır. Hukuki sürecin tüm kademelerinde mevzuata uygun dilekçeler sunmak hak kayıplarını önler.

Sık Yapılan Hatalar ve Örnek Olay

Vergi borçları nedeniyle karşılaşılan takiplerde hem mükellefler hem de idari süreçleri yürütenler tarafından bazı yaygın hatalar yapılmaktadır. Sık yapılan hataların başında, ödeme emri tebliğ edildiğinde sürelerin önemsenmemesi veya borcun doğrudan ödeneceği düşüncesiyle sessiz kalınması gelir. Oysa süresinde açılmayan davalar, haksız bir borcun kesinleşmesine ve hacizlerin uygulanmasına neden olur. Bir diğer hata ise şirkette hiçbir yönetim yetkisi bulunmayan sıradan ortakların, sanki müdür gibi tüm borçtan sorumlu tutulduklarında bunu kabullenmesidir.

Konuyu daha somut hale getirmek için Gaziantep’te yaşayan bir şirket ortağı üzerinden örnek bir olay inceleyelim. Gaziantep’te faaliyet gösteren bir limited şirkette yüzde yirmi paya sahip olan ancak hiçbir zaman müdürlük yapmamış ve şirketi temsil etmemiş bir ortak, şirket vergi borçlarının tamamı için adına düzenlenen ödeme emriyle karşılaşmıştır. Vergi dairesi, şirketin mal varlığından tahsil edemediği yüksek tutarlı vergi borcunu doğrudan bu ortağın kişisel gayrimenkullerine haciz koyarak istemiştir.

Ortağın başvurduğu hukuki değerlendirme sonucunda, kendisinin kanuni temsilci olmadığı, sadece sermaye payı ile ortak sıfatı taşıdığı ve sermaye taahhüdünü de zamanında tamamen ödediği tespit edilmiştir. Bunun üzerine yasal süresi içinde vergi mahkemesinde dava açılmış ve ödeme emrinin iptali talep edilmiştir. Mahkeme, şirketin borcunun Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu sınırlarını aştığına, ortağın müdür olmadığını ve sermaye borcunun bulunmadığına hükmederek ödeme emrini iptal etmiştir. Bu örnek olay, hukuki denetimin ve hak arama yollarının ne kadar hayati olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu tür pratik örnekler, her somut olayın kendi içinde ayrıntılı olarak incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Şirket ana sözleşmesi, ortaklık pay defteri, ticaret sicil kayıtları ve vergi dairesi yazışmaları bir bütün olarak ele alınmalıdır. Hukuki çerçevede ilerlemek en doğru yaklaşımdır.

Sıkça Sorulan Sorular

Şirket vergi borcu için doğrudan ortakların evine haciz gelebilir mi?

Hayır, kural olarak vergi dairesi öncelikle şirket tüzel kişiliğine başvurmalı ve mal varlığını araştırmalıdır. Şirketten tahsilat yapılamayacağı hukuken kesinleşmeden ve kanuni temsilci ya da şartları taşıyan ortaklara ödeme emri tebliğ edilmeden doğrudan ev haczi yapılması hukuka aykırıdır.

Ortağı olduğum şirket iflas ederse vergi borçlarını ödemek zorunda kalır mıyım?

Şirketin iflas etmesi veya tasfiye edilmesi durumunda, ortakların sorumluluğu sahip oldukları sermaye payları ve varsa kanuni temsilci sıfatlarıyla sınırlıdır. Sermayesini tamamen ödemiş sıradan ortaklar, şirketin iflas masasından kalan borçlar için kişisel mal varlıklarıyla takip edilemezler.

Şirkette hissemi devrettikten sonra eski vergi borçlarından sorumlu olur muyum?

Hisse devrinden önceki döneme ait vergi borçlarından, devir tarihi itibarıyla borcun doğduğu dönemde ortak olan kişiler sorumludur. Yeni ortak, devir tarihinden önceki vergi borçlarından kural olarak sorumlu tutulamaz; sorumluluk borcun doğduğu dönemsel kriterlere göre belirlenir.

Ödeme emri tebliğ edildiğinde ne kadar sürede dava açmalıyım?

Vergi dairesi tarafından gönderilen ödeme emrine karşı, tebliğ tarihini izleyen günden itibaren yasal süresi içinde ilgili vergi mahkemesinde iptal davası açılması zorunludur. Bu süre hak düşürücü nitelikte olduğundan, tebliğ alındığı anda hukuki destek alınarak hareket edilmelidir.

Müdür olmayan ortak ile müdür olan ortak vergi borcundan aynı şekilde mi sorumludur?

Hayır, müdür sıfatını taşıyan kanuni temsilciler vergi borçlarının ödenmemesinde kusurlu olmaları halinde daha geniş kapsamlı sorumluluk taşırlar. Yönetim yetkisi olmayan salt ortaklar ise yalnızca ödenmemiş sermaye payları oranında ve istisnai koşullarda sorumlulukla karşı karşıya kalabilir.

Sonuç

Limited şirket ortaklarının kamu alacakları karşısındaki hukuki durumu, hem ticaret hukuku hem de vergi hukuku kurallarının dikkatle incelenmesini gerektiren karmaşık bir süreçtir. Şirket varlıklarından tahsil edilemeyen borçların ortaklara yansıtılması, kanuni temsilci sıfatı, sermaye ödeme durumu ve zamanaşımı gibi sıkı yasal şartlara bağlıdır. İdarenin yapacağı olası hatalı ve usulsüz işlemlere karşı süresinde dava açılması, hak kayıplarını önlemenin en etkili yoludur. Bu çerçevede, Limited şirket ortağının vergi borcundan sorumluluğu meselesi her somut olayın kendine özgü belgeleri ve dönemsel özellikleri dikkate alınarak ele alınmalıdır.

Yaşadığınız vergi uyuşmazlıkları ve şirket borçları süreçlerinde hak kaybı yaşamamak adına somut durumunuzun bir avukatla değerlendirilmesi büyük önem taşır; bu bağlamda Gaziantep Koluman Tower’daki Büyük Hukuk Bürosu’ndan hukuki destek alabilirsiniz.


Büyük Hukuk Bürosu Hakkında

Gaziantep Koluman Tower’da bulunan Büyük Hukuk Bürosu, 15 yıldan fazla deneyimi ile çeşitli hukuki alanlarda profesyonel hizmetler sunmaktadır.

Çalışma Alanlarımız

  • Ticaret ve İş Hukuku
  • Şirketler Hukuku
  • Emlak ve Gayrimenkul Hukuku
  • Aile Hukuku
  • İnşaat Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku

Diğer rehber yazılarımıza Hukuk Rehberi bölümünden ulaşabilirsiniz.

İletişim: Gaziantep Koluman Tower | E-posta: bilgi@buyukhukuk.com.tr

Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Mevzuat ve yargı kararları zaman içinde değişebilir; güncel kanun metinlerine mevzuat.gov.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Somut durumunuz için bir avukata danışmanız önerilir.

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir