İstanbul’da kiracı tahliye davası şartları nelerdir?
Konut veya çatılı işyeri kiralarında taşınmazın boşaltılmasını talep eden kiralayanın başvurması gereken yasal yol olan kiracı tahliye davası, Türk Borçlar Kanunu ile İcra ve İflas Kanunu hükümlerinde yer alan haklı gerekçelerin ve yasal şartların varlığı halinde açılabilir. Kanun koyucu, kiracının barınma hakkı ile mülk sahibinin mülkiyet hakkı arasındaki dengeyi gözeterek tahliye sebeplerini sınırlı sayıda düzenlemiştir. Bu çerçevede gereksinim, taşınmazın yeniden inşası, yazılı tahliye taahhüdü, kira bedelinin ödenmemesi sebebiyle temerrüt, iki haklı ihtar veya on yıllık uzama süresinin dolması gibi yasal zeminler oluştuğunda dava hakkı doğar.
Kira sözleşmesinin tarafları arasındaki uyuşmazlıklar, özellikle nüfus yoğunluğunun ve gayrimenkul hareketliliğinin yüksek seviyede seyrettiği İstanbul ilinde hem kiracılar hem de kiraya verenler açısından ciddi sonuçlar doğurabilmektedir. Şekil şartlarının ve kanuni bildirim sürelerinin katı kurallara bağlı olması, sürecin her aşamasında dikkatli davranılmasını zorunlu kılar. Bu rehberde, taşınmazın hukuka uygun şekilde tahliyesine ilişkin şartlar, zorunlu arabuluculuk süreci, yetkili mahkemeler, ispat araçları ve sıkça karşılaşılan usul hataları ayrıntılı olarak ele alınmaktadır.
Kiracı Tahliye Davası Nedir ve Yasal Dayanağı Nelerdir?
Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Sözleşmenin sona ermesi ve taşınmazın geri verilmesi hususu, genel hükümlerden ziyade konut ve çatılı işyeri kiralarına özgü koruyucu hükümlerle sınırlandırılmıştır. Kiracının rızasıyla taşınmazı boşaltmadığı hallerde, kiraya verenin kendi inisiyatifiyle taşınmaza müdahale etmesi hukuken yasaktır; bu noktada devreye giren meşru yol kiracı tahliye davası olarak adlandırılır.
Tahliye davalarının ana yasal dayanağını 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu oluşturmaktadır. Kanunun 347 ve devamı maddelerinde konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin bildirim yoluyla ve dava yoluyla sona erme halleri açıkça sıralanmıştır. Kiraya verenin sözleşmeyi tek taraflı olarak feshedebilmesi, yalnızca kanunda açıkça sayılan sebeplerin varlığına bağlanmıştır. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, sözleşme serbestisi ilkesine kiracı lehine bir sınır çizerek keyfi fesihlerin önüne geçmeyi hedeflemiştir.
Dava yoluyla tahliyenin bir diğer yasal dayanağı ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu kapsamında yer alan ilamsız tahliye prosedürleridir. Kiracının kira bedelini veya yan giderleri ödememesi durumunda, kiraya veren doğrudan tahliye talepli icra takibi başlatabilir. İcra takibine süresinde itiraz edilmemesi veya itirazın mahkemece kaldırılması neticesinde icra mahkemesinden tahliye kararı alınabilir. Bu usul, genel mahkemelerde açılan davalara kıyasla daha teknik ve kısa süreli bir hukuki mekanizma sunar.
Her iki yasal yolda da amaç, mülkiyet hakkı ile sözleşmeye bağlılık ilkesi arasında adil bir denge kurmaktır. Türk Borçlar Kanunu hükümleri kiracıyı ani ve gerekçesiz tahliyelere karşı korurken, kiraya verenin de haklı menfaatlerini koruma altına alır. Dolayısıyla tahliye talebinde bulunacak tarafın, dayandığı gerekçenin kanundaki hangi maddeye tekabül ettiğini tam olarak tespit etmesi gerekir.
Türk Borçlar Kanunu Kapsamında Kiracı Tahliye Davası Şartları
Türk Borçlar Kanunu sistematiğinde tahliye nedenleri; kiraya verenden kaynaklanan sebepler ve kiracıdan kaynaklanan sebepler olmak üzere iki ana başlık altında sınıflandırılır. Kiraya verenden kaynaklanan tahliye sebepleri kanunun 350 ve 351. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu kapsamda kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişilerin konut ya da işyeri ihtiyacı samimi ve zorunlu ise kiracı tahliye davası açılabilir. İhtiyacın geçici veya varsayımsal olmaması, dava açıldığı tarihte doğmuş ve devam ediyor olması mahkemelerce aranılan temel kriterdir.
Taşınmazın yeniden inşası veya imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli olup bu işler sırasında taşınmazın içinde oturulması imkânsız ise yine TBK 350 uyarınca tahliye talep edilebilir. Yeni malikin gereksinimi ise TBK 351’de özel olarak düzenlenmiştir; taşınmazı sonradan edinen kimse, kendisinin veya kanunda belirtilen yakınlarının ihtiyacı için edinme tarihinden itibaren bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek koşuluyla, altı ay sonra açacağı davayla tahliye isteyebilir.
Kiracıdan kaynaklanan tahliye sebepleri ise Türk Borçlar Kanunu’nun 352. maddesinde vücut bulur. Bunların başında, kiracının taşınmazı teslim aldıktan sonra belirli bir tarihte boşaltacağını yazılı olarak üstlendiği yazılı tahliye taahhüdü gelir. Taahhüdün geçerli olabilmesi için kira sözleşmesi imzalandıktan sonraki bir tarihte, kiracının serbest iradesiyle verilmiş olması zorunludur. Kiracı taahhüt ettiği tarihte taşınmazı boşaltmazsa, kiraya veren bu tarihten itibaren bir ay içinde icraya başvurarak veya dava açarak tahliye talep edebilir.
Bir diğer kiracı kaynaklı neden, bir kira yılı içinde kira bedelini ödemediği için kiracıya iki haklı ihtar çekilmiş olmasıdır. İki haklı ihtarın farklı aylara ait ödenmeyen kira bedellerine ilişkin bulunması ve ihtarların yazılı şekilde yapılması şarttır. Ayrıca kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin aynı ilçe veya belediye sınırları içerisinde oturmaya elverişli bir konutunun bulunması ve kiraya verenin kira sözleşmesini kurarken bunu bilmemesi hali de kanunen geçerli bir tahliye sebebidir.
İstanbul İlinde Kiracı Tahliye Davası Açma Nedenleri ve Özel Durumlar
Metropol yapısı, yoğun iş gücü sirkülasyonu ve gayrimenkul piyasasındaki dinamik değişimler, taşınmaz uyuşmazlıklarının farklı boyutlar kazanmasına yol açabilmektedir. Özellikle kentsel dönüşüm uygulamalarının yoğun biçimde sürdüğü İstanbul ilinde kiracı tahliye davası süreçleri, klasik kira ilişkilerinden farklı hukuki kesişimler barındırır. 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında riskli yapı ilan edilen binalarda tahliye süreçleri, Türk Borçlar Kanunu’ndaki sürelerden bağımsız olarak idari tebligatlar ve özel tahliye mekanizmalarıyla yürütülmektedir.
Riskli yapı tespiti kesinleşen binalarda, Türk Borçlar Kanunu uyarınca açılacak tahliye davalarından ziyade 6306 sayılı Kanun’un emredici hükümleri uygulanır. İdare tarafından tanınan yasal tahliye süreleri içinde binanın boşaltılması zorunlu hale gelir. Ancak riskli yapı süreci dışında kalan ve yalnızca kentsel dönüşüm projesi planlanan ya da esaslı tadilat öngörülen yapılarda Türk Borçlar Kanunu’nun 350. maddesindeki imar ve inşa nedenine dayanılması gerekir. Bu durumda onaylı imar ve tadilat projelerinin mahkemeye sunulması şarttır.
Büyükşehirlerde sıkça rastlanan bir diğer durum ise el değiştirme sıklığı sebebiyle yeni malikin ihtiyacı müessesesidir. Taşınmazın mülkiyetini devralan yeni malik, kira sözleşmesinin tarafı haline gelir. Yeni malikin edinme tarihinden itibaren başlayan bir aylık ihtar çekme süresine riayet etmesi hayati önem taşır. Bu bildirimin noter aracılığıyla yapılması, tebliğ tarihinin kesinleşmesi bakımından uygulamada büyük güvence sağlar.
Aynı belediye sınırları içinde kiracının konutunun bulunması sebebiyle açılan davalar da geniş metropollerde sık görülür. Kanun, aynı ilçe veya büyükşehir belediyesi sınırları dahilinde kiracının oturmaya elverişli bir taşınmazı bulunmasını tahliye sebebi saymıştır. Ancak uygulamada Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda, söz konusu konutun fiilen oturmaya elverişli olup olmadığı, kiracının sosyal ve ailevi şartlarına uygunluğu titizlikle incelenmektedir.
Dava Öncesi Zorunlu Arabuluculuk ve Mahkeme Süreci
Kira hukukundan doğan tahliye uyuşmazlıklarında doğrudan mahkemeye başvurulması yasal olarak mümkün değildir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na eklenen hükümler gereğince, taşınmaz tahliyesine ilişkin taleplerde zorunlu arabuluculuk dava şartı haline getirilmiştir. Arabuluculuk yoluna başvurulmadan açılan davalar, mahkeme tarafından herhangi bir inceleme yapılmaksızın usulden reddedilir. Bu durum kiraya veren açısından hem ciddi bir harç kaybına hem de telafisi güç zaman kayıplarına yol açar.
Arabuluculuk sürecinde taraflar, tarafsız ve bağımsız bir arabulucu huzurunda bir araya gelerek uyuşmazlığı barışçıl yöntemlerle çözmeye çalışırlar. Tarafların taşınmazın tahliye tarihi, birikmiş kira bedelleri veya tahliye karşılığı tazminat hususlarında uzlaşmaya varması durumunda hazırlanan arabuluculuk anlaşma belgesi, mahkeme ilamı hükmündedir. Bu belgeye sulh hukuk mahkemesinden icra edilebilirlik şerhi alınarak doğrudan icra takibine konulabilir. Süreç anlaşmazlıkla sonuçlandığında düzenlenen son tutanak ise dava dilekçesine eklenmek zorundadır.
Arabuluculuk görüşmelerinin olumsuz sonuçlanmasının ardından işletilecek dava süreci belirli yasal adımları takip eder:
- Arabuluculuk Son Tutanağının Düzenlenmesi: Görüşmelerde anlaşma sağlanamadığına dair tutanak taraflarca imzalanır ve dava şartı yerine getirilmiş olur.
- Dava Dilekçesinin Hazırlanması ve Harçlandırılması: Yasal tahliye sebebi somut delillerle desteklenerek yetkili mahkemeye sunulur ve peşin nispi karar harcı yatırılır.
- Tensip Zaptı ve Tensip Aşaması: Mahkeme dilekçeyi inceleyerek tensip zaptı düzenler, davalı kiracıya tebligat çıkararak cevap dilekçesi sunması için iki haftalık süre tanır.
- Ön İnceleme Duruşması: Tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde uyuşmazlık noktaları tespit edilir, deliller toplanır ve sulh olma ihtimalleri değerlendirilir.
- Tahkikat ve Delillerin İncelenmesi: Varsa tanıklar dinlenir, keşif yapılır, bilirkişi raporları dosyaya kazandırılır ve ispat yükü altındaki tarafın gerekçesi denetlenir.
- Sözlü Yargılama ve Hüküm: Tahkikat tamamlandıktan sonra mahkeme tahliye talebinin kabulüne veya reddine dair gerekçeli kararını açıklar.
Tahliye davalarında görevli mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesi olarak belirlenmiştir. Uyuşmazlığın parasal değeri ne olursa olsun sulh hukuk mahkemeleri bu davalara bakmakla görevlidir. Yetkili mahkeme ise genel yetki kuralı ve taşınmazın aynına ilişkin olmayan kişisel hak niteliği uyarınca davalının yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesidir. Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinin yetkili olması kuralı gereğince, dava taşınmazın bulunduğu İstanbul ilindeki sulh hukuk mahkemesinde açılmalıdır.
Tahliye Davasında Gerekli Belgeler ve İspat Yükü
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. maddesi uyarınca ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Tahliye talebinde bulunan kiraya veren, dayandığı tahliye sebebinin varlığını usulüne uygun delillerle ispat etmek zorundadır. Örneğin ihtiyaç iddiasına dayanan bir davada kiraya veren, bu ihtiyacın gerçek, samimi ve zorunlu olduğunu belgelemekle mükelleftir. Soyut iddialar veya gelecekte gerçekleşmesi muhtemel senaryolar tahliye için yeterli kabul edilmez.
Tahliye davasında mahkemeye sunulması gereken temel deliller ve belgeler şu şekildedir:
- Kira Sözleşmesi: Taraflar arasındaki kira ilişkisini, başlangıç tarihini, sözleşme süresini ve kira bedelini gösteren ıslak imzalı sözleşme aslı veya onaylı sureti.
- Yazılı Tahliye Taahhüdü: Tahliye taahhüdüne dayanılıyorsa, düzenleme ve tahliye tarihlerini açıkça içeren, kiracının imzasını taşıyan orijinal belge.
- Noter İhtarnameleri ve Tebliğ Şerhleri: İki haklı ihtar, ihtiyaç bildirimi veya süre uzatımına ilişkin noter kanalıyla gönderilen belgelerin tebliğ edildiğini gösteren şerhli nüshaları.
- Banka Hesap Dökümleri: Kira bedellerinin ödenip ödenmediğini, ödeme tarihlerini ve miktarını gösteren ayrıntılı banka kayıtları.
- Tapu Kayıtları ve Aile Nüfus Kayıt Örneği: İhtiyaç iddiasına dayalı davalarda mülkiyet durumunu ve kanunda sayılan yakınlık derecesini kanıtlayan resmi kayıtlar.
- Tanık Beyanları: İhtiyacın samimiyetini veya sözleşmenin kurulma koşullarını desteklemek üzere dinletilecek tanıkların listesi.
- İmar ve Ruhsat Belgeleri: Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliyede belediyeden onaylı tadilat, yıkım veya ruhsat evrakları.
Delillerin toplanmasında ve sunulmasında yasal süreler katıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde dilekçeler teatisi aşamasında dayanılan delillerin bildirilmesi, karşı tarafın sunduğu belgelere karşı süresinde itiraz edilmesi gerekir. Özellikle tahliye taahhüdündeki imzanın veya tarihin inkarı halinde imza incelemesi için Adli Tıp Kurumu veya bilirkişi incelemesine başvurulmaktadır.
Tahliye Taleplerinde Süreler, Hak Düşürücü Süreler ve Karşılaştırma Tablosu
Kira hukuku, sürelerin en katı biçimde uygulandığı özel hukuk alanlarından biridir. Kanunda belirtilen sürelerin kaçırılması, talep hakkının tamamen sona ermesine ya da davanın bir sonraki kira dönemine kadar ertelenmesine neden olabilir. Bu nedenle sürelerin başlangıç ve bitiş anları takvim bazında titizlikle hesaplanmalıdır. Bildirim şartı içeren maddelerde tebligatın kiracıya ulaştığı tarih esas alınır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir kira yılı için uzamış sayılır. Bu bildirim, dava açma hakkının düşmesini engelleyen önemli bir hukuki koruma mekanizmasıdır. Ancak bu kural her tahliye sebebi için farklı şekillerde yorumlanabileceğinden ihtiyatlı davranılmalıdır.
| Tahliye Sebebi | Yasal Dayanak | Ön Bildirim / İhtar Şartı | Dava Açma Süresi |
|---|---|---|---|
| Yazılı Tahliye Taahhüdü | TBK m. 352/1 | Ön ihtar zorunlu değil (ihtar süreyi korur) | Taahhüt edilen tarihten itibaren 1 ay içinde |
| Konut veya İşyeri İhtiyacı | TBK m. 350/1 | Sözleşme bitiminden önce fesih bildirimi önerilir | Kira süresinin bitiminden itibaren 1 ay içinde |
| Yeni Malikin İhtiyacı | TBK m. 351 | Edinme tarihinden itibaren 1 ay içinde ihtar | Edinmeden itibaren 6 ay sonra (veya dönem sonu 1 ay) |
| İki Haklı İhtar | TBK m. 352/2 | Aynı kira yılında iki ayrı aya ait yazılı ihtar | Kira yılının bitiminden itibaren 1 ay içinde |
| 10 Yıllık Uzama Süresi | TBK m. 347 | Uzatma yılının bitiminden en az 3 ay önce ihtar | İhtar sonrası takip eden uzama yılı sonunda dava/fesih |
| Kira Bedelinin Ödenmemesi (Temerrüt) | TBK m. 315 / İİK m. 269 | 30 günlük ödeme süresi içeren yazılı ihtar/ödeme emri | 30 günlük sürenin dolmasıyla birlikte derhal |
Tabloda yer alan süreler hak düşürücü niteliktedir. Mahkeme bu sürelerin geçip geçmediğini re’sen yani kendiliğinden gözetmekle yükümlüdür. Davalı kiracı süre aşımını ileri sürmese dahi hâkim kanunun aradığı sürelere uyulmadığı takdirde açılan kiracı tahliye davası talebini esasa girmeden usulden reddedecektir.
Tahliye Sürecinde Sık Yapılan Hatalar ve Örnek Olay
Tahliye süreçlerinde hak kayıpları genellikle kanuni prosedürlerin kulaktan dolma bilgilerle uygulanmasından kaynaklanır. En sık karşılaşılan hata, kira sözleşmesiyle aynı gün veya sözleşme tarihinden önce imzalatılan tahliye taahhütleridir. Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre, taşınmazın kiralanması sırasında henüz teslim gerçekleşmeden verilen taahhütler kiracının müzayaka (darda kalma) hali altında verildiği kabul edilerek geçersiz sayılmaktadır. Taahhütnamenin kira ilişkisi kurulduktan ve taşınmaz fiilen kiracıya teslim edildikten sonraki bir tarihte tanzim edilmiş olması gerekir.
Bir diğer yaygın hata ise zorunlu arabuluculuk bürosuna başvurulmadan doğrudan mahkemeye dilekçe verilmesidir. Ayrıca iki haklı ihtar sebebine dayanılırken, ihtarların aynı kira yılı içinde çekilmemesi veya ihtarnamede kira bedelinin ödenmesi için kanunun aradığı ödeme sürelerinin gösterilmemesi davayı sakatlar. Yeni malikin ihtiyacında bir aylık ihtarname tebliğ süresinin kaçırılması da davanın erken açıldığı gerekçesiyle reddedilmesine neden olur.
Sürecin nasıl işlediğini somutlaştırmak adına tipik bir olay ele alınabilir. İstanbul ilinde yaşayan bir kiracı, konutunda üçüncü kira yılını sürdürmekteyken taşınmaz başka bir şahıs tarafından satın alınmıştır. Yeni malik, tapu tescil tarihinden itibaren yirmi gün geçtikten sonra noter kanalıyla kiracıya ihtarname çekerek konuta kendi ihtiyacı olduğunu ve taşınmazın altı ay içinde boşaltılmasını talep etmiştir. İhtarname kiracıya yasal bir aylık süre dolmadan tebliğ edilmiştir.
Altı aylık bekleme süresinin dolmasına rağmen kiracının taşınmazı tahliye etmemesi üzerine yeni malik, doğrudan dava açmak yerine öncelikle adliyedeki arabuluculuk bürosuna başvurmuştur. Yapılan görüşmelerde taraflar tahliye tarihi konusunda uzlaşmaya varamamış ve son tutanak düzenlenmiştir. Sonrasında açılan yargılamada, yeni malikin kirada oturduğu ve kendi adına başka bir konutunun bulunmadığı belgelerle ispatlanmış, mahkeme ihtiyacın gerçek ve samimi olduğuna kanaat getirerek kiracının taşınmazdan tahliyesine karar vermiştir. Kiraya verenin bir aylık ihtar süresine uyması, altı ay beklemesi ve arabuluculuk şartını yerine getirmesi davanın başarıyla sonuçlanmasını sağlamıştır.
Sıkça Sorulan Sorular
Tahliye davası ne kadar sürer?
Davanın sonuçlanma süresi; mahkemenin iş yüküne, tebligatların ulaşma hızına, bilirkişi raporlarının hazırlanmasına ve istinaf süreçlerine bağlı olarak değişiklik gösterir. Dava öncesindeki zorunlu arabuluculuk süreci ise kanunen en fazla dört hafta içinde tamamlanmaktadır. Dosyanın usul eksikliği bulunmaksızın takip edilmesi yargılamanın makul sürede neticelenmesi bakımından belirleyicidir.
Kiracı kirayı düzenli öderse evden çıkarılabilir mi?
Kira bedelinin düzenli ödenmesi kiracının temel borçlarından biridir ancak mülk sahibinin kanundan doğan diğer tahliye haklarını ortadan kaldırmaz. Kiraya veren veya kanunda sayılan yakınlarının zorunlu konut ihtiyacı varsa, geçerli bir tahliye taahhüdü bulunuyorsa veya on yıllık uzama süresi dolmuşsa kiracı kirayı aksatmasa bile yasal yollardan tahliye edilebilir.
Tahliye taahhütnamesi noter onaylı olmak zorunda mıdır?
Kanun, tahliye taahhüdünün yazılı şekilde yapılmasını yeterli görmüş olup noterden düzenlenmesini geçerlilik şartı olarak aramamıştır. Ancak taahhüdün noter huzurunda yapılması, kiracının taahhüt altındaki imzaya veya tanzim tarihine sonradan itiraz etmesini fiilen engellediği için ispat kolaylığı bakımından büyük hukuki avantaj sağlar.
Tahliye davası açarken hangi mahkeme masrafları ödenir?
Dava açılışında başvurma harcı, yıllık kira bedeli üzerinden hesaplanan nispi karar ve ilam harcının peşin kısmı, tebligat ve müzekkere giderlerini kapsayan gider avansı ödenir. Yargılama boyunca bilirkişi veya keşif deliline başvurulması halinde delil avansı talep edilebilir. Davayı kazanan taraf, yaptığı yargılama giderlerini ve yasal vekalet ücretini haksız çıkan karşı taraftan tahsil etme hakkına sahiptir.
Kiracı dava devam ederken evi boşaltırsa ne olur?
Dava süreci devam ederken kiracının anahtarları usulüne uygun şekilde (örneğin notere tevdi ederek veya tutanak karşılığı) teslim etmesi durumunda dava konusuz kalır. Mahkeme bu durumda davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmeder. Ancak tarafların yargılama giderleri ve vekalet ücreti bakımından sorumluluğu, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre mahkemece tayin edilir.
Sonuç
Konut ve işyeri uyuşmazlıklarında mülk sahibinin taşınmazı üzerindeki tasarruf hakkı ile kiracının barınma ve ticari faaliyetini sürdürme hakkı karşı karşıya gelmektedir. Kanun koyucu bu dengeyi Türk Borçlar Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu hükümleriyle korumayı hedeflemiştir. Hak kaybına uğramamak ve sürecin uzamasını engellemek adına bildirim sürelerine, şekil kurallarına ve dava şartı olan arabuluculuk prosedürüne eksiksiz uyulması şarttır.
Kira sözleşmesinin feshine ilişkin süreçler, mevzuatta yer alan katı şekil şartları ve hak düşürücü süreler sebebiyle teknik bilgi gerektirir. Sürelerin yanlış hesaplanması veya eksik delil sunulması, davanın usulden reddine yol açarak telafisi güç zararlar doğurabilmektedir. Bu doğrultuda usuli işlemlerin doğru yönetilmesi ve her somut durumun kendi dinamikleri içerisinde değerlendirilerek hukuki sürecin yürütülmesi amacıyla bir avukattan profesyonel hukuki danışmanlık alınması önem taşır.
Avukatlar Türkiye’nin her ilindeki adliyelerde dava takip etme yetkisine sahip olduğundan, İstanbul ilindeki bu tür kira ve tahliye uyuşmazlıklarında Gaziantep Koluman Tower’da bulunan Büyük Hukuk Bürosu’ndan da hukuki destek alınabilir.
Büyük Hukuk Bürosu Hakkında
Gaziantep Koluman Tower’da bulunan Büyük Hukuk Bürosu, 15 yıldan fazla deneyimi ile çeşitli hukuki alanlarda profesyonel hizmetler sunmaktadır.
Çalışma Alanlarımız
- Ticaret ve İş Hukuku
- Şirketler Hukuku
- Emlak ve Gayrimenkul Hukuku
- Aile Hukuku
- İnşaat Hukuku
- İcra ve İflas Hukuku
Diğer rehber yazılarımıza Hukuk Rehberi bölümünden ulaşabilirsiniz.
İletişim: Gaziantep Koluman Tower | E-posta: bilgi@buyukhukuk.com.tr
Yasal uyarı: Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki danışmanlık niteliği taşımaz. Mevzuat ve yargı kararları zaman içinde değişebilir; güncel kanun metinlerine mevzuat.gov.tr adresinden ulaşabilirsiniz. Somut durumunuz için bir avukata danışmanız önerilir.
